Yargı Eliyle Siyasi Mühendislik; Erbakan ve İmamoğlu Örneği 

Yargıyı araçsallaştırarak siyasi mühendislik Türk siyasetinde yeni icat edilmedi. Bu "deep fake" şeytani aklın yakın tarihteki mağdurlarından birisi de merhum Necmettin Erbakan idi. 

Meşhur "Kayıp Trilyon Davası" Erbakan Hoca'ya hem itibar suikasti yapmak hem mahkum ederek siyasi yasaklı hale getirmek hem de bu sayede yeni aktörlere siyasette alan açmak amacı güdüyordu.

Şeytani akıl, uzun vadede her üç amacına da ulaştı;
Kayıp trilyon denilen paranın toplam miktarı o tarihte (1998) 896 milyar TL (Bugünkü para ile 896 bin TL) idi. 

Şeytani akıl bonkör davranarak, önce para miktarını trilyona yuvarlayıverdi. Çünkü toplumun ağzına verilecek sakızın aroması güzel, çiğnemesi kolay ve akılda kalıcı olması gerekiyordu. 

Şeytani akıl, sonra kontrolündeki borazan medya gücünü sonuna kadar kullanarak, "ayağı takunyalı, abdestli namazlı" Erbakan'ın "devletin trilyonunu nasıl iç ettiğini" 7/24  ballandıra ballandıra anlattı. İddia, iftira, propaganda, dezenformasyon o kadar sinsi ve büyüktü ki toplumun büyük bir kesimi peşinen ikna oldu. Diğer kesimi de "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" kıvamına getirildi. 

İşin esası, Refah Partisi, o tarihte hazineden aldığı yardımı, tıpkı diğer siyasi partiler gibi parti faaliyetlerine harcamıştı. Ama Refah Partisini kapatan irade, hazine yardımının da iadesini istiyordu. Paranın parti faaliyetlerine harcandığına da inanmıyor, gösterilen faturalara, makbuzlara, belgelere itibar etmiyordu. Çünkü amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti.

Hiç unutmuyorum, Parti adına alınan çay şekeri için ibraz edilen bir faturada, şekeri satan şirketin unvanı örneğin "Doğa Gıda Tarım, Ticaret, Gübre Sanayi A.Ş" olarak geçiyordu. Şimdiki havuz medyasının kuzeni o zamanki borazan medya, şirket unvanındaki "gübre" kelimesini diline dolayarak, "Erbakan Hoca kayıp trilyonla Refah Partisine gübre almış" minvalde alçakça haberler yapmakta hiçbir sakınca görmüyordu. Çünkü hiçbir ahlaki, vicdani, hukuki ilke tanımıyorlardı. 

Şeytani akıl, siyasi mühendislik projesini tıkır tıkır işletmiş, Refah Partisini kapatmış, Erbakan Hoca'yı hukuken mahkum etmiş, siyasi yasaklı hale getirmiş ve toplum vicdanında da büyük oranda itibarsızlaştırmayı başarmıştı. 

Olayın en trajik tarafı da şuydu, o tarihlerde insanları mağdur, mazlum ve masum olduğumuza inandıramıyorduk. Gerçekten de şu hayatta bir insan için en acı veren şeyin masum olduğun bir konuda kendini savunmak ve masumiyetini ispat etmek zorunda bırakılmak olduğunu düşünüyorum. 

İşte tam da bu noktada gerek Ekrem İmamoğlu'nun gerekse ona inanan, güvenen insanların yolunun ne kadar zor ve uzun olduğunu çok iyi görüyor ve anlıyorum. Türkiye siyasetinin "deep fake" karanlık yüzü ile mücadele etmek büyük bir sabır, azim, cesaret, akıl, bilgi ve tecrübe gerektirir. Aksi halde bir lokmada "hamm" yaparlar...

Şeytani akıl, operasyonunu tamamladığını, artık açtığı siyasi alana hazırladığı aktörleri sürebilecegini düşünüyordu. Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı; o da merhum Necmettin Erbakan'ın çelikten iradesi ve bitmek bilmeyen mücadele azmi idi. 

Kapatılan Refah Partisinin ardından, İsmail Alptekin'in Genel Başkanı olduğu Fazilet Partisi kuruldu. (Ben de bu partinin Nevşehir Kurucu İl Başkanlığını yaptım). Dolayısıyla şeytani akıl, yetiştirdiği yeni aktörleri, siyaset sahnesine istediği gibi istediği zamanda sürmeye muvaffak olamadı. Mücadele devam etti...

Sözü uzatmayayım Fazilet Partisi de kapatıldı. Ardından Saadet Partisi kuruldu ama Milli Görüş gömleğini çıkardığını tüm dünyaya deklare eden yeni siyasi aktör ve yol arkadaşları, Adalet ve Kalkınma Partisi adıyla başka bir kulvarda siyaset yapmaya başladılar. 

Erbakan Hoca, AKP kurucuları için "Bunlara leblebici dükkanı bile emanet edilmez" dese de yine toplumun büyük kesimini ikna edemedi. AKP'yi kuran akıl, Milli Görüş gövdesini zayıflatmak için, "biz Erbakan'ın öğrencileriyiz, onun talimatı ile bu partiyi kurduk. İktidar olursak Erbakan Hocamızın siyasi yasağını kaldırıp onu Çankaya'ya çıkaracağız (Cumhurbaşkanı yapacağız)" diyerek seçmeni aldatmakta da ahlaki ve vicdani olarak hiçbir sakınca görmediler. 
23 yıldır bu yalana halen inanan, hatta iman eden bir kitle var maalesef.

Bakalım günümüzde Ekrem İmamoğlu'na yönelik yargı destekli yolsuzluk, terör suçlamalarını içeren operasyon ve siyasi mühendislik faaliyeti nasıl gelişecek ve ne gibi sonuçlar doğuracak? Bekleyip göreceğiz...

Mehmet BİÇER 
23.03.2025